Bal Arısının Bitkisel Üretimdeki Önemi Bal arıları nektar ve polen toplamak için ziyaret ettikleri çiçeklerin döllenmesine neden olur ve ürünün oluşmasını sağlarlar. Özellikle zararlı böcek mücadelesi yapılan üretimlerde döllenme için mutlaka bal arısına ihtiyaç duyulmaktadır. Ayçiçeğinde hiç döllenmeyen tarlalardaki verime göre, arılarla yeterli döllenen tarlalardaki verimin beş kat arttığı görülmektedir. İdeal döllenme için her üç dekar ayçiçeği tarlasında bir arı kolonisi bulundurulması gerekmektedir. Bu bir koloni üç dekarlık alandan 20-30 kg arasında bal toplayabilmektedir. Bir koloninin üç dekarlık ayçiçeği tarlasında sağladığı ürün artışının değeri ürettiği balın değerinin en az 10 katıdır. Yeni dünya meyvesinde arılarla döllenmeyen ağaçlarda çiçeklerin yüzde 4'ü meyve tuttuğu halde arılarla döllenmiş çiçeklerin meyve tutma oranı yüzde 83 olmuştur. Elma bahçelerinde arıların olmaması halinde çiçeklerin meyve tutma oranı yüzde 5, bal arıları ile döllenmiş bahçelerde çiçeklerin meyve tutma oranı ise yüzde 22 olarak gerçekleşmiştir. Yoncada arılarla döllenmeyen tarlada tohum bağlama yüzde 1-2 oranında iken arılarla döllenen tarlada bu oran yüzde 53'e çıkmıştır. Böceklere karşı kafes içinde korunan 1 m2 korunga alanından 9 gram tohum alınmasına karşın arılarla tam olarak döllenen 1m2 alandan 179 gram korunga tohumu elde edilmiştir. Bu örnekleri teyit eden binlerce bilimsel araştırma vardır ve polinasyon olarak bilinen bir bilim kolu gelişmiştir. Bu nedenlerle bitkisel üretimde arıcılık gübre, tohum ve su kadar önemli bir girdidir.
Bal arıları Ayçiçeğinde üretimi en az üçte bir oranında artırmaktadır.
Kırsal Kalkınmada Arıcılığın Yeri Küçük girdi destekleri ve arıcılık eğitim programları ile kırsal kesim insanına arıcılık yaptırmak mümkündür. Çiçeklerdeki nektar çiçeklenme döneminde arılar tarafından toplanıp bala dönüştürülerek değerlendirilemez ise bu doğal kaynak kaybolur. Arıcılık kırsal alandaki iş gücünü üretken hale getirmenin yanı sıra, yok olan doğal kaynağı da ekonomiye kazandırmaktadır. Fazla iş gücü ve arazi gerektirmez. Tarımla uğraşan veya kırsal alanda yaşayan her insan bir yan faaliyet olarak arıcılık yapabilir. Özellikle arı sütü ve polen üretiminde kadınlar daha başarılı olmaktadır. Arıcılık kaynak tüketmeden sürekli yapılabilen bir üretim dalıdır ve sürdürülebilir kırsal kalkınmanın önemli bir aracıdır.
Organik bal üreten bir arılık.
Türkiye Arıcılığının Mevcut Yapısı Türkiye'de 4.5 milyon koloni, 38.000 arıcı var. 65.000 ton bal üretiliyor. Kişi başına bal tüketimi 1 kg. civarında. Yıllık bal ihracatı 5.000-7.000 ton. Koloni başına verim 17 kg. Kolonilerin %90'ı çerçeveli, %10'u ise geleneksel kovanlarda yaşıyor. Çerçeveli kolonilerin %75'i gezginci arıcıların elinde. Gezginci arıcılar çiçeklenmeye paralel yer değiştiriyorlar. Uzun yıllar değişik bölgelerde gezdirilen kolonilerin doğal olarak yetişen ana arıları yerel erkek arılarla çiftleşiyorlar. Bu nedenle gezginci kolonilerin çoğunun bilinen bir ırkı yok. Bunlar bir çok yerel ırkın doğal melezleri. Gezginci kolonilerin erkekleri gittikleri bölgelerde yetişen ana arıları da melezliyorlar. Yerel ırkların melezlenmemiş safları sadece gezginci arıcıların giremedikleri, ulaşımın olmadığı, dağlık ve ormanlık alanlarda kaldılar. Yıllık ticari ana arı üretimi 200.000 civarında. Ticari ana arıların genelde Kafkas kolonilerden alınan larvalardan üretildiği ifade ediliyor. Bu ticari ana arılar üretim bölgesindeki ırkı belli olmayan erkek arılarla çiftleşiyorlar. Kaliteli ana arı üretimi ve kullanımı yeterli olmadığından koloni başına verim çok düşük.
Türkiye'de arıcaların büyük çoğunluğu gezginci arıcılık yapmaktadırlar.
Türkiye Arıcılığının Potansiyeli Türkiye; yedi değişik iklim bölgesi, ballı bitki çeşitliliği, arıcılık geleneği, koloni varlığı, Ayçiçeği ve Pamuk gibi endüstriyel ballı bitkiler üretim alanlarının genişliği, ballı bitkilerle ağaçlandırılacak bozuk orman alanları, ıslah edilecek mera alanları ve yaygınlaştırılabilecek çam balı basra böcegi alanları ile bugünkü bal ve arı ürünleri üretimini en az 10 katı artırılabilecek potansiyele sahip. Diğer yandan halen 200.000 ton bal ithalatı ile çok önemli bir pazar olan AB topluluğunun bal açığını karşılamada Türkiye'nin diğer tarımsal ürünlerinin hiçbirisinde olmayan önemli bir şansı bulunuyor. Sorunlar Arıcılığın bitkisel üretim ve kırsal kalkınma için bunca önemine karşın Türkiye arıcılığının eğitim, damızlık, arı sağlığı ve bal kalitesinin kontrolü gibi önemli sorunları vardır. Eğitim Arıcılık babadan, komşudan veya arıcılık yapıyor olanlardan usta çırak ilişkisi ile öğrenilmektedir. Birçok üniversitede arıcılık kürsüleri varken, sayıları 15 adedi bulan arıcılık yüksek okulları açılmışken, her tarım müdürlüğünde arıcılık uzmanı diye görevlendirilen kişiler bulunuyorken modern arıcılık teknikleri hala üretici tabanına benimsetilememiştir. Doğru arıcılık tekniklerinin üreticiye ulaştırılması gerekir. Yanlış Koloni Dağıtımı 1990-2000 yılları arasında köylüleri arıcı yapacağız diye kamu eli ile 700 bin koloni dağıtılmıştır. Bu koloniler Sosyal Yardımlaşma Vakıfları, İl Özel İdareleri ve Orman Bakanlığı gibi kuruluşlarca arı tüccarlarından satın alınmış ve eğitilmemiş köylülere verilmiştir. Bu dağıtımı ağırlıkla Tarım Bakanlığı taşra teşkilatları yapmıştır. Koloni dağıtımına iyi niyetle başlanmış olmasına rağmen uygulamada daha kolay ve ucuz temin edilebilen Muğla kökenli koloniler satın alınmış ve Anadolu'ya verilmiştir. Muğla arısının Çam Basra Böceği'ne endeksli bir yaşam biyolojisi vardır. Bu arı ilkbahar ve yaz sezonu boyu yavru yaparak kendisini Eylül ayındaki basra balına hazırlar. Bu arı Muğla'da başarılıdır. Muğla arısı ile Anadolu'da çiçek balına endeksli arıcılık yapılamamaktadır. Anadolu'da kışlamak durumunda olan Muğla arısı kışın ölmektedir. Dağıtılan bu koloniler kalitesizlikten ve adaptasyon sorunundan dolayı ölmüşlerdir. İlgili kurumlarda bu kolonilerin öldüğünü belirten onlarca rapor bulunmaktadır. Bu proje sadece arı tüccarlarının işine yaramıştır. Dağıtılan bu kolonilerle arı hastalıkları da yaygınlaştırılmıştır. Uygulamadaki yanlışlıklar kamu bütçesine milyonlarca YTL zarar verirken bu zararın yanı sıra Anadolu'nun kırsal kesim insanının arıcılık yapma insiyatifini de öldürmüştür. Bu çarpıklık adaptasyon problemli koloni dağıtımı sürdürülerek devam ettirilmektedir. Ankara İli'nde geçmiş yıllarda 4 defa dağıtılan kolonilerin tamamının ölmüş olmasına rağmen 2005 yılında yeniden 4500 koloni dağıtılmıştır. Damızlık Ana Arı Yetersizliği Günümüzde arıcılığı gelişmiş ülkelerde izole alanlarda yetiştirilebilen hibrit ana arılar kullanılıyorken, Türkiye'de mevcut 4.5 milyon koloninin 4 milyonunda hiç ana arı kullanılmamaktadır. Üretilen ve yılda 200.000 koloniye verilebilen ana arıların ise ırkları, üretim kaliteleri, dağıtıldıkları bölgelerdeki adaptasyonları bakımından sorunlar vardır. Muğla'da çam balı koşniline onbinlerce yıl yaşamını endekslemiş Muğla arısının nasıl kendisi karlı ve soğuk bölgelerde yaşayamıyorsa, Muğla arısının erkekleri ile döllenen ana arıların yavruları da soğuk bölgelerde kış aylarında yaşayamamaktadır. Yetiştirilen ana arıların ise büyük bir bölümü baba hattı açısından Muğla arısı kanı taşımaktadır. Bu ana arılar Anadolu'daki kolonilerde başarılı olmamaktadırlar. Diğer yandan yetiştirilen ana arıların ırkına, çiftleştirme bölgesinin özelliğine ve yetiştirilme kalitesine bakmaksızın ana arı başına destek verilmektedir. Umuyoruz ki bu yanlışlığın anlaşılması için de bir on yıl geçmesi gerekmez. Türkiye'de yılda damızlık değeri yüksek en az 2.2 milyon ana arı kullanılması gerekir. Koloni başına alınabilen ortalama 17 kg. verimin yükseltilmesinin olmazsa olmaz koşulu yüksek verimli ırklardan, verildiği bölgeye uygun ve yetiştirme kalitesi yeterli ana arı kullanmaktır.
Ana arıların yeterince döllenmediği arkek arı kolonisi yetersiz bir çiftleştirme alanı. Melez İşçi Arı, sarı abdomen halkalı Saf Kafkas İşçi Arı, siyah abdomen halkalı
Arı Sağlığı TÜBİTAK VHAG-95 araştırma projesinde incelenen arı kolonilerinde Adana'da yüzde 32, Bitlis'te yüzde 42, Diyarbakır'da yüzde 49, Hatay'da yüzde 52 oranında Amerikan yavru çürüklüğü tespit edilmiştir. Ankara Etlik Veteriner Araştırma Enstitüsünce Kasım 2000'de yapılan ve III. Türkiye Arıcılık Kongresine sunulan tebliğde Ankara ilinde kovanlardan ve piyasadan alınan bal örneklerinin incelenmesi sonucunda yüzde 14 oranında Amerikan yavru çürüklüğü etkeni, aynı araştırmada İzmir piyasasında satılan balların yüzde 44'ünde Amerikan yavru çürüklüğü etkeni bulunduğu bildirilmektedir. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü tarafından 2001 yılında Ankara İli arılıklarından alınan 10,158 arı örneğinde yapılan araştırmada bütün kolonilerde Varroa ve Nosema bulunmuştur. Aynı araştırmada yavru hastalıkları açısından kolonilerin yüzde 75'inin Amerikan ve Avrupa yavru çürüklükleri ve kireç hastalıkları ile bulaşık oldukları saptanmıştır. Avrupa Birliği mevzuatına göre, Amerikan yavru çürüklüğü görülen kolonilerin yakılması gerekir. Bakanlar kurulu uyum kuralları gereği bu mevzuata uyacağım diye imza atmıştır, ancak Türkiye'de böyle bir uygulama başlatılamamıştır. Üretimde neredeyse sağlıklı koloni yokken Tarım Bakanlığı'nda arı hastalıklarını teşhis edip doğru tedaviyi önerecek techizli ve yetkili bir arı hastalıkları laboratuarı bulunmamaktadır. Yaygın olan bu hastalıklara karşın ülke genelinde uyulması gereken tedbirlerle ilgili bir politikada geliştirilememiştir. Balda Kalite Kontrol İlaç Kalıntıları: Üreticiler yoğun arı hastalıkları ile bulaşık kolonileri tedavi etmek amacı ile pek çok kimyasallar kullanmaktadırlar. Varroa parazitine, yavru çürüklüklerine ve ergin arı hastalıklarına karşı kullanılan kimyasallar ve antibiyotikler balda kalıntılar birakmaktadır. Bu kalıntılar çoklukla Avrupa Birliği bal kodeksi limitlerinin üstünde bulunmaktadır ve dış satımda ciddi engeller oluşturmaktadır. Bazende dış satımdan ballar geri gelmektedir. Kimyasal kalıntılar açısından tespitler farklıdır. Örneğin bal ambalajlayan ve balda naftalin analizleri yaptığını ifade eden bir firma üreticilerden gelen balların % 90'ında naftalin ve antibiyotik kalıntısı olduğunu ifade etmektedir. Tarım Bakanlığı Kalıntı İzleme Dairesi ise naftalin kalıntılarının son yıllarda azaldığını bildirmektedir. üreticiler tarafından fark edilmesi ile tahşiş artmıştır.
Üreticiler son yıllarda sakkarozun yerine daha ucuz olan ticari glikoza ve fruktoza yönelmişlerdir. Bu sahtecilik dahada yaygınlaşarak hiç arı görmemiş ticari şekerler doğrudan bal diye satılır olmuştur. 2004 yılının ikinci yarısında medyada sahte bal ve balda kalıntı haberleri arttıkça Tarım Bakanlığı piyasadan aldığı bal örneklerini ticari şeker içerikleri açısından 2004 yılı sonuna kadar Ege Üniversitesi ARGEFARM laboratuarına göndererek balda ticari şekerleri belirleyen:C-13 analizi yaptırmıştır ve ticari şeker içeren balları ambalajlayan bazı firmaları açıklamıştır. Bu açıklamadan sonra bal satışları durmuştur. Ayrıca Avrupa Birliği'nde yasak olan ve Çin ballarına ambargo konmasına neden olan Türkiye arıcılarının bilmediği ve kullanmadığı Kloramfenikol'un Türk balı olarak Avrupa'ya satılan ballarda çıkması izah edilemez bir durum olarak görülmektedir. Bu durumun bir tek açıklaması bulunmaktadır. Çin ballarının Türk balı diye AB'ye satılmaya çalışılmasıdır. Ballar geri gelince de iç piyasaya verilmesidir. Avrupa Birliği'nin kalıntı izleme komisyonunun 2005 Ocak ayında yaptığı tespitlerin raporu ile 21-26 Ağustos 2005 tarihinde İrlanda - Dublin'de yapılan Dublin 39. Dünya Arıcılık Kongresi'nde (Apimondia) Aplika labaratuarı yetkililerince sunulan 114B numaralı tebliğdeki bilgiler bu durumu teyit etmektedir. Gelişmeler Türk ballarının AB ambargosu ile karşılaşabileceğini göstermektedir. Diğer yandan dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan ve sadece Türkiye'ye mahsus olan petekli bal tüketimi ile daha büyük bir risk yaşanmaktadır. Türkiye'de maalesef naftalin kalıntısız temel petek bulunmamaktadır. Bu naftalinli temel petekler balla tüketilmektedirler. Ticari Şekerlerle Sahtecilik
Yürürlükte olan bal kodeksinde çay şekeri sakkaroz oranının çiçek ballarında en çok % 5, olabileceği belirtilmiştir. Uzun yıllardır bazı üreticilerin özellikle petekli bal üretimi için kolonilerini bal üretim sürecinde de sakkarozla besledikleri görülmektedir. Dolayısı ile ballarda sakkaroz oranı % 50 seviyelerine doğru artmaktadır. Petekli bal piyasası açısından önemli bir merkez olan Erzurum'da bal dükkanlarında ballar şekerli ve şekersiz ballar olarak ayrılmakta ve değişik fiyatlardan satılmaktadır. Ancak, bu şekerli besleme ile üretilen ballara arılar vücut enzimlerini de kattığından bu sahtecilik klasik analizlerle kolay anlaşılamamaktadır. Tarım Bakanlığı'nın klasik şeker laboratuarları kendilerini yenileyememiş ve bu tahşişi belirlemekte yetersiz kalmıştır. Bu eksikliğin Tahşişli ve tahşişsiz ballar üreticilerin ve bal tüccarlarının ellerinde kalmıştır. Halen bu balların büyük bir kısmı depolardadır. Yürürlükteki kodekste balda ticari gılikoz ve fruktoz bulunmaz denmesine rağmen ticari gilikoz ve fruktoz yıllardır balın tahşişinde kullanılmıştır vehalen de kullanılmaktadır.
Ticari şekerleri belirleyebilen C-13 analizleri Tarım Bakanlığı'nın sadece Ankara İl laboratuarında 2005 yılının başında başlatılabilmiştir. Analiz ücretleri ise şikayette bulunacak tüketici vatandaşların ödeyemeyeceği kadar yüksektir. Bu arada anlaşılmayan bir nedenle bal kodeksinin ticari şekerlerle ilgili invert şeker maddesi bakanlık tarafından yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükteki kodekste invert şeker maddesinin kaldırılmasından sonra, yeni kodeksin hazırlanıp yürürlüğe girmesine kadar doğan boşluktan tahşişli bal satanların yararlanacağı görülmektedir.
Diğer yandan, Tarım Bakanlığının bazı taşra teşkilatları arıcıların arılıklarında, ahırlarında, samanlıklarında didik didik ticari glikoz ve fruktoz aramaktadır. Ancak, bir takım firmalar F-85 içeren ticari fruktozu arı yemi olarak reklamlar ve broşürlerle açık açık pazarlamaktadırlar. İnci arı yemi bu ticari fruktozlardan birisi olup Türkiye'nin 25 ayrı merkezinden arıcılara dört yıldır pazarlanmaktadır. Tüm uyarılara rağmen hiçbir önlem alınmamış bulunmaktadır. Bu F-85 fruktozun orijini GDO'lu (Genetiği değiştirilmiş organizma) mısır nişastasıdır! Ticari glikoz ve fruktozun piyasa değeri 1 YTL civarındadır. Bu sanayi ürünleri doğrudan veya doğal balla karıştırılarak en az 7-8 YTL'na satılmaktadır. Bu durum doğal bal üreten ve pazarlayanların aleyhine haksız bir rekabet yaratmaktadır. Nitekim binlerce doğal bal üreticisi arıcı ürettiği balı maliyetinin altında satmak mecburiyetinde kaldıkları için üretimden vazgeçmişler ve arıcılığı bırakmışlardır. Diğer taraftan bal diye ticari fruktoza en az 7-8 YTL / kg para ödeyen tüketici kandırılmaktadır. Vitrinde bal diye satılanların yanlışını ve doğrusunu ayırdedebilen teknik bilgi laboratuar donanımı ve teknik eleman Tarım Bakanlığın da mevcuttur. Yapılması gereken bu imkanların müstakil laboratuarda bir araya getirilmesi yanlışı ve doğruyu belirleme iradesinin gösterilmesidir. Bu irade gösterildiğinde Türkiye arıcılığı ve arıcısı kurtulacak, tüketici ise kandırılmadan doğru balı yiyebilecektir. Tarım Bakanlığı eğitimdeki, damızlıktaki, arı sağlığındaki ve bal kalite kontrolündeki bu çarpıklıkları mutlaka düzeltmeli, üreticiyi ve tüketiciyi koruyacak akılcı tedbirleri almalıdır.
TEMA Vakfı Arıcılık Çalışmaları: Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı : Bir gönüllü kuruluş. Ana amacı erozyon, ağaçlandırma ve doğal varlıkların korunmasında kamuoyu bilinci yaratmak. 260 bin gönüllü üyesi var. Kuruluş amacına uygun konularda örnek projeler uyguluyor. TEMA Vakfı arıcılığı bitkisel üretimin, ormancılığın, mera ıslahının ve kırsal kalkınmanın çok önemli bir unsuru olarak görmektedir. Bu nedenle arıcılığın yukarıda bahsedilen sorunlarının bölge bazında hatta ülke bazında çözümünde model olabilecek aşağıdaki projeyi hayata geçirmiş bulunmaktadır. Artvin- Borçka - Camili Doğal Varlıkları Koruma Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi TEMA Vakfı'nın uyguladığı örnek projelerden birisi. "Artvin-Borçka-Camili Havzası Doğal Varlıkları Koruma Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi". Camili havzası Türkiye'nin dağlık Kuzeydoğu bölgesinde, Karadeniz' den 50 km içerde, Gürcistan sınırında. 27.000 hektar alanı olan bir havza. Yıllık yağış 2500 mm. civarında. Üç tarafı dağlarla çevrili. Akarı Gürcistan'a giden iki akarsuyu var. Gürcistan'a geçidi yok sınır kapalı. En düşük noktanın rakımı 400 m. Vadinin üst kesimindeki en yüksek nokta, Karçal Dağı 3415 m. Havza çok yoğun ormanlarla kaplı. Ballı bitkilerce çok zengin. Mart ayından itibaren çiçeklenme başlıyor. Havzadaki önemli ballı bitkiler Karayemiş, Orman Gülü, Kestane, Ilhamur, Böğürtlen, Yabanmersini, Ahududu, Karahindiba, Ballıbaba, Adaçayı ve Üçgüller.
|