Müşterisi hazır bal gibi pazar..
“Yanlış yolda olan bir kişiye verilen yüzlerce öğüt, onu doğru yola getirmek için yararlı olmaz da, tuttuğu bu yolda başına gelen bir felaket, uyanmasına yarayan bir ders olur.” Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde “Bir musibet, bazen bin nasihatten iyidir” atasözünün anlamı böyle açıklanıyor. Sanki tam da iki hafta önce ortaya çıkan hileli bal skandalı için söylenmiş bu söz.
Almanya, bal ihracatında Türkiye'nin en büyük müşterisi. Aynı zamanda dünyanın en büyük bal ithalatçısı. Öyle ki Almanya'nın yıllık bal ithalatı, Türkiye'nin toplam bal üretiminden daha fazla. İşte bu yağlı müşteri Almanya'ya, kurnaz (!) bir ihracatçımız, gerçek bal yerine mısır şurubu, glikoz ve bal enziminden oluşan, sahte bal sokuşturmaya kalkınca olanlar oldu. Almanya önce bu sahte balları iade etti. Sonra 18 ocakta AB'ye bildirimde bulunarak Türkiye'den bal alınmaması uyarısında bulundu. AB de bunun üzerine Türkiye'ye nota verdi.
Özetlediğimiz bu skandalın yararlı bir tarafı oldu. AB'ye girmek için büyük mücadele veren Türkiye, AB'den gelen bu nota karşısında kara listeye alınma endişesiyle beklenmedik derecede hızlı bir refleks gösterdi. Dış Ticaret Müsteşarlığı hemen bir genelge yayınlayarak ihraç edilecek ballarda “Doğal arı balı analiz belgesi” ni zorunlu kıldı! Böylelikle kurnaz vatandaşlarımızın AB üyesi ülkeleri kandırma girişimlerinin önüne bir engel konmuş oldu. Türkiye'nin bal konusunda dünyadaki yerine bakınca, insanın aklına ister istemez bir başka halk deyimi geliyor.. Yine konuya “cuk” oturan.. Sabah şerifleriniz hayırlı olsun efendim..!
İhracatta doğal arı balı analiz belgesi istemeyi yeni akıl eden Türkiye, dünya bal üretiminde 4. sırada. Arı kolonisi büyüklüğü açısından ise Çin'den sonra 2. sırada. Yani dünyanın bal konusunda söz sahibi ülkelerinden birisi. FAO'nun 2003 yılı kayıtlarına göre, ilk sırada 6.9 milyon koloni ile Çin alıyor. Hemen arkasından 4.4 milyon koloni ile Türkiye geliyor. Koloni kelimesi balcılıkta kovan karşılığı olarak kullanılıyor. Ülkemizde balcılıkla ilgilenen 154 bin aile var.
Bal konusunda ilginç bir manzara görülüyor. Dünyada bal açığı var. Özellikle ABD ve AB ülkelerinden gelen önemli bir talep var. Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Sarıoğlu, bu talebi “sınırsız” olarak tanımlıyor.. Yani üret üretebildiğin kadar, müşterisi hazır! Türkiye'de de önemli bir potansiyel var ama ne yazık ki üretim özlenen düzeyde değil. Sarıoğlu'nun Türkiye'nin bal potansiyelini tanımlamak için kullandığı kelime ise “müthiş”.
Acaba sorun nerede? Bu “müthiş” potansiyel, bu “sınırsız” talebe cevap verecek bir mekanizmaya neden dönüşemiyor acaba? Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (TUGEM) yetkililerine göre, bu durumun en önemli nedeni bal üretimindeki verimsizlik. Kovan başına bal üretiminin dünya ortalaması
Verimsizliğin nedenlerine gelince.. Kuşkusuz çeşitli nedenlerin bir bileşkesi bu sonuç. TUGEM yetkilileri önde gelen iki nedeni şöyle açıklıyor. Arıcılığımızın yapısal özelliği olan “gezginci arıcılık” ve “ana arı sorunu”..
Türkiye'de arıcılık ile ilgilenenler bunu iki şekilde yapıyorlar. Sabit ve gezginci. Gezginci olanlar kovanlarını sırtlayıp yılın belli dönemlerinde ülkenin bitki örtüsü uygun yerlerine gidiyor ve arılarını bu yörede salıveriyorlar. Nisan ayında İç Anadolu yaylalarına çıkıyorlar. Yüksek yaylalarda bulunan kır çiçeklerinin özü, arıların bal kaynağı oluyor. Sezonun bu ilk balına yayla balı deniyor. Çam balı üretimi ağustosta başlıyor. Son durak ise Ege bölgesi. Aralık ayına dek çam balı üretimi sürüyor.
Gezginci arıcılık, kısa vadede bal üreticisi için verimi artıracak bir yöntem olarak kullanılıyor. Oysa TUGEM ilgilileri özetle bölgelerine uyum sağlayarak verimli hale gelen yerli arıların, gezginci arıcıların arıları ile yıllardır kontrolsüz şekilde devam eden melezleşmeleri sonucu verimsizleştiklerine işaret ediyorlar. Özetle buna arı neslindeki soysuzlaşma diyebiliriz.
Diğer sorun ise ana arı eksikliği. Kovanlardan verim alınabilmesi için ortalama 2 yılda bir ana arının değişmesi gerekiyor. Türkiye'de 4.4 milyon kovan var. Yani yılda ortalama 2 milyon ana arıya ihtiyaç var. Oysa kamu ve özel sektör ana arı üretimi yılda yalnızca 250 bin.
Bir başka açıdan bakıldığında, sadece ana arı üretimi bile arıcılıkta başlı başlına önemli, karlı ve verimli bir üretim alanı. Müşterisi de bol. Önemli ırklardan Kafkas ırkı ana arı üretimi konusunda TEMA'nın yaptığı çalışmalar, bu alandaki önemli örnekler arasında. Kuşkusuz verimlilik artırma metotlarının ciddi organizasyonlarla arı üreticilerine anlatılması da gerek. Bu amaçla “Ülkesel Arıcılık Faaliyeti” adıyla bir proje başlatıldı.
Arıcılık konusunda son 3 yıldır bir örgütlenme içine girildiği görülüyor. 2002 yılında Arı Yetiştirici Birliklerinin kurulmasına başlandı. 2003 mayısında da Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Kuruldu. Potansiyelin harekete geçirilebilmesi halinde Türkiye'nin bal üretiminde belirleyici konuma geçebileceği hesaplanıyor. Özellikle AB pazarında ağırlıklı olarak yer almak kolay değil. Çünkü AB, gıda alımlarında giderek daha seçici davranıyor. Ancak bunun olumlu bir yanı da var. AB ye mal satmak isteyen üreticiler, böylelikle kendi üretim mekanizmalarının kalitesini artırmak zorunda kalıyorlar. Günümüzde bal konusunda yaşanan da budur.
Bal genel olarak çiçek balı ve çam balı olarak ikiye ayrılıyor. Çiçek balı da kendi içinde ikiye ayrılıyor. Arının çeşitli çiçeklerden toplayarak yaptığı bal ve belirli bir çiçekten toplayarak yaptığı bal. Üretilen yöredeki hakim bitki örtüsüne göre ay çiçek balı, pamuk balı, anason balı, kestane balı, ıhlamur balı, nane balı, portakal balı gibi isimler alıyor. Bu balların her birisinin ayrı ayrı tedavi edici özellikleri olduğu biliniyor. Bu çeşitler özellikle doğal ürünlerle tedavi yöntemlerini kullananların gözdesi. Uzmanlaşmış dükkanlarda yüksek fiyatlarda satılıyor ve giderek müşterisi çoğalıyor. Bir balın özel çiçek balı olarak adlandırılabilmesi için, bala adını veren çiçek tozundan içinde en az % 45 oranında bulunması gerekiyor.
Çam balı ise bir salgı balı. Oluşması için Basra Böceği denilen bir böceğe ihtiyaç var. Çam ağaçlarının üzerinde görülen köpükleri Basra Böceği oluşturuyor. Arılar da bu köpüğü alıp peteğe taşıyor.Ardından kanat çırparak bu köpüğün nemini uçuruyor ve yenilebilir bal haline getiriyor. Özetle Basra Böceği yoksa çam balı da yok! Ne yazık ki Basra Böceği aşırı sıcak ve aşırı nemden çabuk etkileniyor ve bu da çam balı üretiminin miktarını zaman zaman düşürüyor.
Balın doğal olup olmadığı tadarak anlaşılamıyor. Bu konudaki en pratik yöntem şu: Bir şişenin içine 100 ml, yüzde 70'lik alkol ile
Bal tüketiminde son yıllarda görülen bir eğilim de organik bala olan talebin yükselişi. Bu talep artışı hem Türkiye'de hem de Avrupa ülkelerinde görülüyor. Gerek kovan yönetiminde, gerek arının dolaştığı tarım alanlarındaki bitkilerin üretiminde, hiçbir sentetik madde kullanılmıyorsa, o arıların ürettiği bal organik bal olarak tanımlanıyor. Organik ballar her türlü çevre kirliliğinden uzak olan ballar. 1998 de ülkemizde yalnızca 6 organik bal üreticisinin bulunmasına karşın, 2003 de organik bal üreticilerinin sayısı 191'e çıktı. Talep artışını buradan da görmek mümkün. Organik bal ihracatı da yıllar içinde artıyor. 2003 yılında üretilen 1116 ton organik balın 109 tonu ihraç edildi. Organik balda en önemli üretici ülke Meksika. Güney Amerika ülkeleri, Mısır ve Çin konu ile ilgili diğer ülkeler.
Ambalajlı satılan ballarda iç piyasa lideri, açıkara ile Balparmak firması. Yıllık üretim kapasitesi 24 bin ton. Migros, Tansaş, Gima, Bim, Dia gibi market zincirlerinin kendi isimleri altında sattıkları (market markaları) ballarını da Balparmak firması üretiyor.
Anzer balı, Şemdinli balı vs gibi ünlü ballar ise kısıtlı sayıda üretildiği için kapanın elinde kalıyor. Yüksek fiyatına rağmen.
Bal üretiminde başı Ege bölgesi çekiyor. Üretim miktarı itibariyle ilk 3 bölgenin sıralaması şöyle: Balların yüzde 29'unun üretildiği Ege'yi, yüzde 22 ile Karadeniz ve yüzde 13 ile Akdeniz bölgesin takip ediyor.
Balın yanı sıra arı sütü ve polen ticareti de dünya ticaretinde yer alıyor. Gelişmiş ülkelerde arıcılık, bal üretiminin yanı sıra hatta belki daha da önemli olarak, bitkisel üretimde miktar ve kalitenin artması amacıyla da yapılıyor. ABD'de bitkisel üretimde bulunan üreticiler, üretim yaptıkları bitkilerde tozlaşmanın sağlanması için arıcılara yılda 41 milyon $ arı kirası ödüyorlar. Buna karşılık arıların kendi üretimlerine katkısından dolayı 3.2 milyar dolar ek kazanç sağladıkları hesap ediliyor. Türkiye'de henüz o bilince gelemedik.. Bizde gezginci arıcılar gittikleri yörede toprak sahibine kira ödüyorlar daha..
Kovan başına bal üretimi:
|
Kg | |
|
Kanada |
64 |
|
Avustralya |
55 |
|
ABD |
50 |
|
Macaristan |
40 |
|
Arjantin |
40 |
|
Meksika |
27 |
|
Çin |
33 |
|
Türkiye |
17 |
Kaynak: Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği
Türkiye'de bal üretimi
|
Yıllar |
Bin ton |
|
1960 |
9.6 |
|
1965 |
10.3 |
|
1970 |
14.8 |
|
1975 |
21.2 |
|
1980 |
25.1 |
|
1985 |
35.8 |
|
1990 |
51.2 |
|
1995 |
68.6 |
|
2000 |
67.1 |
|
2001 |
60.1 |
|
2002 |
69.9 |
|
2003 |
74.0 |
Kaynak: Ziraat Mühendisleri Odası
Türkiye'de organik bal üretimi
|
Yıllar |
Ton |
|
1998 |
680 |
|
1999 |
1129 |
|
2000 |
508 |
|
2001 |
557 |
|
2002 |
590 |
|
2003 |
1116 |
Kaynak: İzmir Ticaret Odası
Dünyada bal üretimi
|
Bin ton | |
|
Çin |
265.1 |
|
Arjantin |
83.3 |
|
ABD |
81.4 |
|
Türkiye |
69.9 |
|
Meksika |
57.9 |
|
Rusya |
50.6 |
|
Kanada |
35.3 |
|
İspanya |
34.6 |
|
Etiyopya |
29.0 |




